"suça sürüklenen insan"
- İlker Keleş
- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur
Psikoloji okumaya başladığımdan beri kafamı kurcalayan bir konu bu. Hukukla psikolojinin çeliştiği gerçeği.
Evet, şu anki adalet sistemi ile psikoloji net şekilde çelişmektedir. Nasıl mı? Hukuk, suçu işleyene içeri tıkma, toplumdan alıkoyma cezası verir. Psikoloji ise “evet, suçu işledin ama neden” diye sorar. Ardında yatan dinamikleri araştırır. Bu kişi nasıl suçlu haline geldi? Neden insan öldürdü, gasp yaptı, tacizde bulundu? Ötekileştirmeden; neden sen, ben değil de o yaptı?
Hukuk suçlu insanı içeri tıkar. Yıllarca yatırır. Bu süreçte yeterli rehabilitasyon ve terapi verilmediği için, kişi yıllar sonra çıktığında hala potansiyel suçlu olarak toplumun içinde gezinir. Ve fırsatını bulduğu ilk anda, yeniden aynı suçu işler.
Gözümüzde canidir, katildir, sapıktır… İdam edilmelidir hatta. Evet, çoğumuz bu kan dondurucu şeyler karşısında deliye döneriz. En en ağır cezayı alsın, hatta yaşattığını kendi yaşamadan ölmesin isteriz. Haklıyızdır.
“Sonuçta özgür iradesi var, kötülük yapmamayı seçebilirdi. Ama o gitti, bile isteye en kötüyü seçti ve yaptı.”
Gerçekten böyle midir? Hayatta her şeyi kendimiz mi seçeriz? Bizim sandığımız tercihlerimiz ne kadar bizimdir?
Örneğin üstünüze giydiğiniz kıyafetten bahsedelim. Kendi özgür iradenizle seçtiğinize inanıyorsunuz değil mi? Evet, mağazadan yüzlerce ürün arasından gittiniz ve özellikle üstünüzdeki bu parçaları seçtiniz. Sadece hoşuna gitti değil mi? Biraz da rahattı işte.
Peki hiç düşündün mü neden bu tarz giyiniyorsun? Niye bu renkleri seçiyorsun? Bu kumaş seçimi, niye?
Çocukluktan gelen kalıplar, yetiştirilme tarzın, gördüklerin, dayatılan, yasaklananlar… Bebekliğinde sana giydirilen kıyafetler… Yanında edilen sözler, büyüdüğün evdeki renkler… Gerçek şu ki, en basit kıyafet seçiminde bile aslında o kadar da özgür değiliz. İşin arka planında bilinçdışımızdaki kodlamalar, eğilimler, düşlemler, travmalar yatmakta.
Kıyafet sadece bir örnekti. Hayatta ‘seçtiğimizi’ sandığımız neredeyse her şey… Durum böyleyken bu insanların suç’u seçtiğini nereden çıkarıyoruz? Çocukken zincirlerle dövülen, işkence gören, tacize, tecavüze uğrayan, uyuşturucu kullanılan bir çevrede büyüyen; şiddetin, öldürmenin tek çözüm yolu olarak öğretildiği bir çevrede yetişen bir insan suçu gerçekten seçmekte midir? Her türlü ırkçılık, dışlanmışlık, fakirlik ve zorbalıkla büyüyen bir çocuğun ergenlik döneminde sokak çetelerine katılması sizce de bir seçim midir? Peki diyeceksiniz ki, madem öyle, aynı ailede aynı ortamda büyüyen iki çocuktan biri nasıl suçlu olurken diğeri zararsız bir insan oluyor?
Bazı çocuklar bastırılmış öfkesini kendine yöneltip ömür boyu depresyon ve özkıyımla baş başa kalırken; bazısı dışa yöneltir, saldırganlaşır, “suçlu” olur. Aynı travmatik deneyim farklı sonuçlar doğurabilir. Bu, kişinin hangi savunma mekanizmalarını kullandığına göre değişir. Bu savunma ise biz farkında olmadan bilinçdışımız tarafından çoktan seçilmiştir bile.
Bu bakış, kimseyi korumak, masumlaştırmak, aklamak anlamına gelmez. Bilimsel, akılcı olarak; bu kişilerin bir daha suç işlememesi için içerde olduğu müddet boyunca, kapsamlı psikiyatrik tedavi ve psikoterapiden geçmesi gerekir. Yoksa isterse 50 yıl hapis cezası alsın, çıktığında yeniden potansiyel suçludur. Cezalandırmanın davranışı azaltmada bilimsel olarak etkili bir yöntem olmadığı çoktan kanıtlanmıştır. Çözüm cezalandırma değil kişiyi topluma yeniden kazandırmak için kapsamlı psikolojik tedavidir.
Peki kökten çözüm için ne gerekir? Suçluların hiç olmaması, toplumda acı verici olayların yaşanmaması için… Suçu yaratan koşulları kaldırmak gerekir. Yani sistemin değişmesi. Yoksulluğun, açlığın, ırkçılığın, uyuşturucunun, ihmalin son bulması gerekir. Herkesin eşit koşullarda yaşaması, çaresiz bırakılmaması… Bu, suçu tamamen bitirmez ama en aza indirir. Bu eğilimde olan kişiler de erkenden fark edilip, psikoterapi ile topluma kazandırılabilir. Peki neden yapılmıyor? Bilimsel çözüm açık ve netken… Kim bilir belki de suç ve suçlu döngüsünün sürdürülmesi sistemin işine gelmektedir. Ne de olsa, çarkın dönmesi gerek.
İlker Keleş
Yorumlar