top of page

psikolog ilker keleş - şişli psikolog - üsküdar psikolog

“bir düşün içinde bir düş mü bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?”

Yazarın fotoğrafı: İlker Keleş
İlker Keleş
22 Tem
2 dakikada okunur

Edgar Ellan Poe’nun bu dizeleri size ne hissettiriyor? Hiç rüyanızda rüya gördünüz mü? Siz

bu düşün neresindeydiniz? Benliğiniz ne kadar gerçekti? Peki ya etrafınızdakiler?


Düşlerin içinde bir düşte, çıkılamayacak olanda mı yaşıyoruz? Uyanmaya çalıştığımız yer bir

düşün ortası mı? Sen, ben, hepimiz… Bir düşün içinde bir düş’te olabilir miyiz?


Yaşamakta olduğunuz hayatın “gerçek” olduğunu size kim söyledi? Hissettiğiniz duygular,

duyumsadığınız acılar, sanrılar… Ya hiçbiri gerçek değilse… Yaşadığımız tüm deneyimler

aslında kontrollü birer halüsinasyonsa?


Tüm bunlar size psikotik bir sorgulama gibi mi geliyor? Hayalle gerçeğin sınırının kalktığı,

benliğimizin de düşsel bir unsur haline geldiği bir kuyu. Belki de “gerçeği” görebilmek için

bu kuyuya atlamamız gerekiyordur.


Sadece gördüğümüz -yani dış dünya- değil göründüğümüz -yani benliğimiz- de düşün içinde

bir düştür Poe’nun şiirinde. Gerçek olduğunu sandığımız benliğimiz belki de bir yansımasıdır

bilinçdışımızın; imgeler, arzular ve bastırmalarla şekillenmiş olan. Aynı zamanda bize

yöneltilen arzuların bir parçasıdır benliğimiz. Ötekinin bakışından oluşan bir aynayızdır

sadece.


Şiirin ikinci bölümünde; Poe’nun elinden kayıp giden, ne kadar sıkarsa sıksın tutamadığı,

acımasız dalgalara kaptırdığı altın kum taneleri geçen zamandır belki de… Geri

getiremeyeceği yaşanmışlıkların silinip gitmesi, yok olmasıdır… Hayatın kontrolümüz

dışında akıp gitmesidir.


Bir yandan da Poe’nun kayıplarını anlatır altın kum taneleri; 2 yaşında kaybettiği annesini, 25

yaşında kaybettiği eşini… Poe’nun çözülmemiş yaslarının ifadesidir bu satırlar.


Bence şiir, bilinçdışının dışavurumudur. Tıpkı Freud’un otomatik yazı tekniğinde olduğu gibi,

şiirin de böyle bir gösterge olduğunu düşünürüm; zihindekilerin sansürsüzce açığa çıkması.

Çünkü tıpkı düşlerde olduğu gibi, şiirde de anlam mantıksal bir zincirle değil çağrışımlarla

akar.


Bu açıdan baktığımızda “düşün içinde bir düş” ifadesi bilinçdışına giden katmanlardır belki

de. Zihnin yüzeyindeki düzenli anlatımın bozulduğu, bastırmaların çözülüp imgeler halinde

yüzeye çıktığı o yer... Freud’un zihni katmanlara ayırdığı yapıyı düşünürsek, ilk düş belki de

bilincin kurduğu sahnedir; onun içindeki ikinci düş ise bastırılmış olanın, arka kapıdan geri

döndüğü bir bilinçdışı katmanı.


Belki de uyanmak sandığımız şey, başka bir düşe geçmekten ibarettir. Uyanmak belki de hiç

mümkün olmayacaktır. Her uyku yeni bir düşü barındıracak, her uyanış eski rüyaları yok

edecektir. Altın kum taneleri elimizden kayıp gidecek, bize kalan yalnızca düşlerin esrik

anıları olacaktır. Belki de önemli olan uyanmak değil, gördüğümüz düşü anlamaktır.


Belki de Poe’nun söylediği gibi, hayat yalnızca bir düş değil,

Bir düşün içinde bir düştür.


İLKER KELEŞ


BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ

Alnına konsun bu öpüş!

Ve, şimdi senden ayrılırken,

İtiraf edeyim ki-

Günlerimi bir düş

Sayarken yanılmıyorsun;

Ama, umut gitmişse uzaklara

Bir gece ya da bir gün

Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın

Fark eder mi bu yüzden?

Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz

Yalnızca bir düşün içinde bir düş.

Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının

Haykırışları içinde duruyorum:

Ve altın kum taneleri

Tutuyorum avucumda-

Ne kadar az! Ama nasıl da

Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere

Ben ağlarken - ben ağlarken!

Ah Tanrım! Daha sıkı

Tutamaz mıyım onları?

Ah Tanrım!

Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?

Bir düşün içinde bir düş mü

Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?

EDGAR ELLAN POE

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
binlerce küçük çocuk

Binlerce küçük çocuk Araba sürüyor Binlercesi işe gidiyor Binlercesi, Ülke yönetiyor. Her gün o ciddi işlerinde Takım elbiseleriyle Binlerce küçük çocuk Oradan oraya koşturuyor Hırs ve ihtiras içinde

 
 
 
Sahte-leşen Biz / Sahtelikler Tiyatrosu

Nerede başlar, nerede biterdi sahtelik? Nasıl olup da nakış nakış işleyebiliyordu içimize böyle? Neden ve nasıl oluşuyordu sahte benlik? Doğar doğmazdan başlar bence tüm bu sahtelik macerası. Doğumun

 
 
 
"suça sürüklenen insan"

Psikoloji okumaya başladığımdan beri kafamı kurcalayan bir konu bu. Hukukla psikolojinin çeliştiği gerçeği. Evet, şu an

 
 
 

Yorumlar


bottom of page