“bir düşün içinde bir düş mü bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?”
Edgar Ellan Poe’nun bu dizeleri size ne hissettiriyor? Hiç rüyanızda rüya gördünüz mü? Siz
bu düşün neresindeydiniz? Benliğiniz ne kadar gerçekti? Peki ya etrafınızdakiler?
Düşlerin içinde bir düşte, çıkılamayacak olanda mı yaşıyoruz? Uyanmaya çalıştığımız yer bir
düşün ortası mı? Sen, ben, hepimiz… Bir düşün içinde bir düş’te olabilir miyiz?
Yaşamakta olduğunuz hayatın “gerçek” olduğunu size kim söyledi? Hissettiğiniz duygular,
duyumsadığınız acılar, sanrılar… Ya hiçbiri gerçek değilse… Yaşadığımız tüm deneyimler
aslında kontrollü birer halüsinasyonsa?
Tüm bunlar size psikotik bir sorgulama gibi mi geliyor? Hayalle gerçeğin sınırının kalktığı,
benliğimizin de düşsel bir unsur haline geldiği bir kuyu. Belki de “gerçeği” görebilmek için
bu kuyuya atlamamız gerekiyordur.
Sadece gördüğümüz -yani dış dünya- değil göründüğümüz -yani benliğimiz- de düşün içinde
bir düştür Poe’nun şiirinde. Gerçek olduğunu sandığımız benliğimiz belki de bir yansımasıdır
bilinçdışımızın; imgeler, arzular ve bastırmalarla şekillenmiş olan. Aynı zamanda bize
yöneltilen arzuların bir parçasıdır benliğimiz. Ötekinin bakışından oluşan bir aynayızdır
sadece.
Şiirin ikinci bölümünde; Poe’nun elinden kayıp giden, ne kadar sıkarsa sıksın tutamadığı,
acımasız dalgalara kaptırdığı altın kum taneleri geçen zamandır belki de… Geri
getiremeyeceği yaşanmışlıkların silinip gitmesi, yok olmasıdır… Hayatın kontrolümüz
dışında akıp gitmesidir.
Bir yandan da Poe’nun kayıplarını anlatır altın kum taneleri; 2 yaşında kaybettiği annesini, 25
yaşında kaybettiği eşini… Poe’nun çözülmemiş yaslarının ifadesidir bu satırlar.
Bence şiir, bilinçdışının dışavurumudur. Tıpkı Freud’un otomatik yazı tekniğinde olduğu gibi,
şiirin de böyle bir gösterge olduğunu düşünürüm; zihindekilerin sansürsüzce açığa çıkması.
Çünkü tıpkı düşlerde olduğu gibi, şiirde de anlam mantıksal bir zincirle değil çağrışımlarla
akar.
Bu açıdan baktığımızda “düşün içinde bir düş” ifadesi bilinçdışına giden katmanlardır belki
de. Zihnin yüzeyindeki düzenli anlatımın bozulduğu, bastırmaların çözülüp imgeler halinde
yüzeye çıktığı o yer... Freud’un zihni katmanlara ayırdığı yapıyı düşünürsek, ilk düş belki de
bilincin kurduğu sahnedir; onun içindeki ikinci düş ise bastırılmış olanın, arka kapıdan geri
döndüğü bir bilinçdışı katmanı.
Belki de uyanmak sandığımız şey, başka bir düşe geçmekten ibarettir. Uyanmak belki de hiç
mümkün olmayacaktır. Her uyku yeni bir düşü barındıracak, her uyanış eski rüyaları yok
edecektir. Altın kum taneleri elimizden kayıp gidecek, bize kalan yalnızca düşlerin esrik
anıları olacaktır. Belki de önemli olan uyanmak değil, gördüğümüz düşü anlamaktır.
Belki de Poe’nun söylediği gibi, hayat yalnızca bir düş değil,
Bir düşün içinde bir düştür.
İLKER KELEŞ
BİR DÜŞÜN İÇİNDE BİR DÜŞ
Alnına konsun bu öpüş!
Ve, şimdi senden ayrılırken,
İtiraf edeyim ki-
Günlerimi bir düş
Sayarken yanılmıyorsun;
Ama, umut gitmişse uzaklara
Bir gece ya da bir gün
Bir görüntüde ya da bir şeyde olmaksızın
Fark eder mi bu yüzden?
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz
Yalnızca bir düşün içinde bir düş.
Kırılan dalgaların dövdüğü bir kıyının
Haykırışları içinde duruyorum:
Ve altın kum taneleri
Tutuyorum avucumda-
Ne kadar az! Ama nasıl da
Süzülüyorlar parmaklarımın arasından derinlere
Ben ağlarken - ben ağlarken!
Ah Tanrım! Daha sıkı
Tutamaz mıyım onları?
Ah Tanrım!
Tekini bile kurtaramaz mıyım acımasız dalgadan?
Bir düşün içinde bir düş mü
Bütün gördüğümüz ve göründüğümüz?
EDGAR ELLAN POE
Yorumlar